26 Ekim 2009 Pazartesi

Yeni huylar, stresli günler



Yaklaşık bir kaç hafta önce, bir hafta sonu yeğenim bizdeydi. Nazlı sabah erken uyandığı için Nazlı ile ilgilenmesi için yeğenimden rica edip biraz uyumak istedim. Nazlı'nın ağlama sesine uyandım, ne sebeple ağladığını bir türlü çözemedim, bezini değiştirirken eli sürekli burnundaydı, burnuna bakmakla beynimden vurulmuşa döndüm, hemen cımbız alıp burnundaki beyaz şeyi çıkarmaya çalıştım, bu bir peçete... Nohut büyüklüğündeki peçeteyi burnuna sokmuş, bu bir yeni huyumuz.

Geçen hafta sonu Nazlı evde yine huysuzdu, sürekli ağlama modunda, hiç mutlu olmuyor, herşeye ağlıyor. Uyku saatinin yaklaşmasıyla duş aldırıp üzerini giydirmeye çalışırken bir hapşurukla bu defa burnundan far fırçasının fırça kısmı çıktı burnundan, neye uğradığımı şaşırdım. Ah be Nazlı bebeğim sen bunu nereden aldın, nereden buldun, hangi akla hizmetle bunu burnuna sokmayı başardın böyle?

En son yaşadığımız ise dünkü olay. Bu defa tamamen suçlu benim kabul ediyorum, o minnacık zerzavatların bulunduğu toka kutusunu Nazlı'nın önüne koydum oynasın diye. Sanki oynayacak başka bişey kalmadı ya! İlgisini çeken en sevdiği şeylerden bir tanesi de toka kutusu, bir de kalem ve kağıt, ha bir de tuzluk! Toka kutusuyla oynarken, annem ve babam acildeyken!(Bu konuyu birazdan yazacağım) Alalacele mutfakta tavuklu şehriye çorbasının hazırlıklarını tamamlayıp ocağa koymuştum. Ertesi günü için kreşe gidilecek nevresim takımı, bez, yedek kıyafetlerden oluşan çantası hazırlandı. Çorba pişirildi ve kaseye biraz ekmek doğranılıp üzerine çorba konulup soğuması için tepsiye konuldu. Çorba sevildi ve aifyetle içirildi. Uyku saatinin yaklaşmasıyla pijamalarının giyilmesi için hazırlıklara başlanıldı. Tam 6 kez hapşuruk üzerine onlarca kez burun silindi, ona rağmen hapşurmaya hırçınca çalışıyordu. Direk yatırıp burnuna baktım ama birşey göremedim. Parmağıyla burnunu kaşımaya devam edince dikkatlice baktığımda bu defa ne göreyim, minik lastikli tokadan! Cımbızla almayı başaramayınca tel tokanın ucuyla zar zor çıkarabildim.

Artık ne bulursa burnuna sokmaya çalışıyor. Özellikle peçete, hemen koparıp burnuna sokuyor. Tepki vermemeye çalışıyorum, daha çok inat edip, oyup sanarak yapmasın diye. Umarım kısa sürede son bulur bu süreç.

Anneannemiz 2 haftadır hasta. Akciğerinde enfeksiyon var, bu durumun tüm vücudunu etkilemesinden dolayı yatağa mahkum. Ateşi sık sık çıkıyor, acilde alıyoruz soluğu. İğne ve serumla geçiyor acildeki saatler. Dün gece yine acildeydiler babamla, bu defa idrar yolllarında enfeksiyon. Ateş 39! Allah şifalar versin anneme inşallah.

Gelelim annemize, ayağında sinek ısırığı zannederek haftalarca artan kaşıntı yaraya dönüştü sonunda. İnatla doktora gidilmedi, hala sinek ısırığı sanılarak. Babamın zoruyla hastaneye gittim, ayağımdaki yara mantarmış. Avcumda, elimde ve kolumda da kaşıntılar oldu ve pütür pütür şekil almaya başladı. Tedaviye başlanıldı, iğne, hap, kremle. Her geçen gün kötüye gitmesiyle yarın için tekrar hastaneden randevu alındı.

Bizde durumlar böyle, streli günler yaşıyoruz, hayırlısı ile.

Ha unutmadan! Annemiz ehliyet sınavına girmişti ya bundan bir kaç ay önce, 2 dersten kalmıştı, cumartesi tekrar girdi sınava, stresle geçen günlerin sonunda bu akla bu beyinle girilen sınavdan bakalım nasıl bir not gelecek!

Sürekli şikayette bulunup durdum, hep hastalıktan, hep kötü şeylerden bahsettim, bazı blog okuyucularımız bu durumdan rahatsız olduğu gibi, kırıcı, can sıkıcı hatta üzücü yorumlarda da bulunuyor. Napim benim de paylaşacağım tek bir blogcuğum var, keşke hep iyi şeylerden bahsetsem de okuyucularımızın canını sıkmasam! Üzgünüm.

Hayat bir imtihan, adım başı imtihan, sabretmekten, mücadele etmekten başka varmı yapabileceğimiz birşey?
.

22 Ekim 2009 Perşembe

Mother & baby

.
Mother & Baby dergisi bizim bloga da yer vermiş. Teşekkür ediyoruz. Ayrıca dergiden resimleri çekip, bloga koymam için yollayan anne adayı Berrin'e de teşekkür etmeyi unutmamak gerek:)
.


05 Ekim 2009 Pazartesi

Ahh bu yemek sorunu!


Ek gıdalara geçişte yemek yedirme konusunda çok zorlanmıştım. Nazlı iştahsız bir bebekti. Saatlerce aç kaldığı zamanlarda bile, Kahvaltı, meyve, muhallebi de dahil olmak üzere doğru düzgün yemeklerini yemiyordu. Yemek saatimiz savaş alanı gibiydi. Ağlayarak, zorlayarak yediriyordum hep. En çok hatalı bulduğum ve bu hatayı bile bile yaptığım televizyon karşısında yemek yedirme girişiminde bulunuyordum. Ya da eline oyuncak vererek. Tabi her zaman bunlar geçerli olmuyordu. Birşeyler yedirirken daha önceden hiç görmediği akla gelmeyecek (far fırçası gibi:) objeler veriyordum.

Ağzında tutma huyu olduğu zaman bunalıma girmiştim. Dakikalarca, ağzındakini ne yapıp ne etsemde yutmuyordu, yemek saatlerimiz kabus gibiydi bana. Bir ara kafayı yiyecektim, neden yutmuyor, neden yemiyor, bu çocuk hiç acıkmıyormu... Bir de elalemin; -ehh çocuk demekki aç değil, bırak yemesin... Acıkınca yer... Ben hiç zorlamadım böyle, canı isterse yerdi, istemezse yemezdi...

Tamam da kardeşim her çocuk bir değil ki, hiç birşey yedirmesem yine aynıydı. Acıkmıyordu.

Kreşe başladığından bu yana yemesinde değişiklik oldu. Bir kez kreşe habersiz gittim yemek zamanında ve Nazlı'yı izledim. Hem ağlıyordu hem de yemiyordu. Bir de Nazlı'nın pütürlü yiyecekleri yememe gibi bir sorunu vardı. Dişleri çok geç çıktı. Hala 9 fişimiz var. Azı dişlerinden sadece 1-2 tane var. Onlarda bu 1-2 ay içinde arka arkaya çıktı zaten. belki de dişleri olmadığından yemiyor diyeceğim ama, çevremdeki bebeklerin dişleri olmasada pütürlü falan demiyor yiyorlar. Hep imrenmişimdir böyle yemeklerini sorunsuz adam akıllı yiyen bebeklere.

Hafta sonu kahvaltımız yine kasede karıştırılmış usule devam. Saat 09.00-10.00 gibi 4-5 cici bebe, kibrit kutusu kadar ekmek içi, çeyrek muz, 1 tatlı kaşığı labne peyniri ve bunları ıslatacak kadar süt. Haşlanmış yumurta oluyor bazen içinde. Öğle uykusundan uyandıktan sonra, 1 kase kadar çorba içine ekmek doğranmış. Pilav, makarna türü şeyleri yemediği için tüm yemekleri blendırdan geçiriliyordu. Meyvemiz muhakkak rendeleniyordu. İkindi muhakkak yoğurt, akşam üzeride muhallebi, yiyip uyuyordu. Gerçi muhallebi yedirmeyi aylar öncesinden bıraktırmıştım.

Nazlı yaylada kaldığı dönemler içerisinde, dişleri arka arkaya çıktı, bu da pütürlü yemesine biraz iyi bir etken oldu diye düşünüyorum. Pilav ve makarna yemeye alıştı gibi. Tabi öyle ahım şahım bir yemek yemesi yok, hiç olmadı da zaten. Şöyle hapur hupur sorunsuzca yediği birşeyi görmedim. Görmesem gözüm açık gideceğim ühü ühüüü:( (Bu lafın anlamı neyse hiç bilmem, hep gıcık olmuşumdur:)))

Yayla dönüşü kreşe başlayınca yemesi şekil aldı:) Annemlerin olmayışı, yemek yedirirken karışanın olmaması:) Rahatça bağırıp çağırmak, (kızım yeseneeeeeeee) Bir ara cinnet geçirecektim, masaya yumruk vuruyordum.. yeee..! diye. Tam 1 hafta sürdü, ağlaya zırlaya yediriyordum, bağırıyordum, tokat bile patlattım ağzının üstüne. Tabi bunlar istem dışı hareketler. Hiç yapmayacağım şeyleri yaptım, sonra çok üzüldüm, kahroldum. Artık asla kızmıyorum, çok sakin davranıyorum, zorlamıyorum, kendi haline bıraktım.

Akşam yemeği için pilav ve yanında sulu yemek varsa karıştırıp, ezerek yediriyordum. Şimdi öyle değil, pilavı ayrı, sulu yemeği ayrı yediriyorum. Yanında da muhakkak ya cacık, ya da yoğurt. Sanki böyle daha çok sevdi ve rahat yiyor gibi. Meyveyi de minik minik doğrayıp çatalla yediriyorum.

Umarım yemek sorunumuz bitmiştir. Yukarıdaki resim dünkü menümüze ait. Domatesli bulgur pilavı, etli bamya, yoğurt. Pilavı sorunsuz yiyor ama, sulu yemekleri pek değil, ehh artık yavaş yavaş. Geçen gün, şehriyeli pirinç pilavı, tavuklu patatesli havuçlu haşlama minik doğranmış, cacık vardı menümüzde. Başarıyoruz galiba. Mutluyum.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Neler yapıyoruz?


Nazlı kreşe başladı. Eskiden kreşe başladığında 2 hafta alıştırma sürecinceyken kreşin kapısına varır varmaz öğretmenini gördüğünde ağlarken, bu defa öğretmeninin değişmesinden, ya da kreşe alıştığından dolayı artık ağlamıyor. O nedenle benim de gözüm arkada kalmıyor.

Nazlı Sabah 7 gibi uyanıyor, 150cc süt içiriyorum. Saat 08.00'de kreşe bırakıyorum. Akşam 18.00 gibi alıyorum, eve gittiğimizde üzerini değiştirip yemeğini yediriyorum. Yemek istemediği zaman "-Nazlı hayır kızım, yemen lazım, bak bittiiiiii..." Diyerek yemeğini yedirmeye çalışıyorum. Çok fazla yedirdiğimi iddia eden anneannemiz ve dedemiz sayesinde yedirdiğim yemek kabını küçülttüm:) Yemek yedikten bir müddet sonra duş aldırıyorum, muzlu danettemizide yedikten sonra 20.00'de yatağına bırakıyorum. "-Hadi kızım sen uyu, aferin kızımaaaa..." Diyerek odadan çıkıyorum. Bazen uyumak istemiyor tek başına, yanına uzanıyorum ben de. Son olarak gece 23.00 gibi 150cc süt içiriyorum.

Bir kaç gündür sivri sineklerin azimine uğradık:) Nazlı kaşındıkça "kaziyuuu.. kaziyuu"diye kaşındığını ima ettikçe krem sürüyorum. Kelime dağarcığımız genişliyor, artık derdini, isteklerini kolayca anlayabiliyorum. İletişimimiz gayet iyi, bizim dediklerimizi de anlayabiliyor.

Ezan okunduğu zaman "amin" diyor ve namaz kılmaya yelteniyor. Dudaklarını da sanki dua okuyormuş gibi hareket ettiriyor. Bazen bizim de elimizden tutup namaz kılmamızı istiyor.

Kalemi çok seviyor, kağıt yoksa bacaklarını karalıyor:)

Dün uzun süreden sonra ilk kez odada yalnız uyudum, Nazlı babasında kaldı. Kreş çantası bende olduğu için sabah babasına verdim, Nazlı beni görünce şaşırdı, öptüm ve sonra ilk kez bensiz kreşe gitti.

Hayat sürprizlerle dolu, kimbilir daha nelerle karşılaşacağız, bakalım. Hayırlısı ile...

08 Eylül 2009 Salı

O an...


.
Nazlı bebeğim geldi. Beni mutluluklara boğdu. Allah ayırmasın bir daha.
.

Hafta sonu evimize taşındık, anneannemiz yaylaya döndü. 2 ay ara verilmiş olan kreşe tekrar başlanıldı. Daha önce kreşte 2 kez karşılaşılan ve Nazlı'nın kolundan hala izi geçmeyen ısırma macerasından sonra, dün kreşin ilk günü yine Nazlı'nın kolu ısırıldı."Nazlı bebeğimin kolu ısırılınca kimbilir nasıl ağladı"Diye düşünülüp kahrolundu, sinirler alt üst oldu, kreşten nefret edildi.
.

25 Ağustos 2009 Salı

Yoksun..!


Özledim...
.
Oysa aklımda yazacak o kadar çok şey vardı ki, arşivden bu resmini bulup bloga ekleyinceye kadar... Gözlerim dolu dolu oldu, aktı akacak, süzülecek yanaklarımdan. Yazacağım herşeyi unuttum...
.
Seni çok özledim Nazlı bebeğim.
.

14 Ağustos 2009 Cuma

Sürpriz

.
Bu şirin ciciyi taa uzaklardan, Gaziantep'ten sevgili Naile teyzemiz Nazlı'ya göndermiş.
.
Son günlerde yaşanılan stresli günlerimize tebessüm katan, kendi el yazısıyla beyaz kağıda yazdığı kelimelerle beni duygulandırmayı başaran, nazik düşüncesiyle taaa nerelerden bizi mutlu etmeyi başaran Naile'ye sonsuz teşekkürler.
.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sensiz 15 gün...

İlk ayrılık...
Meğer ne zormuş. Ne çok yer etmişsin yüreğimde, ufacık bedeninle bebeğim.

Tam 15 günün ardından dün kavuştuk birbirimize.

Arabadan inince uzakta olduğu için önce beni tanıyamadı, ama yaklaştıkça koştu ve sarıldı annesine. Canım bebeğim, ağladığımı görünce gözlerimin içine baka baka sarıldı. Hem de sıkıca, tam 15 dakika boyunca sarıldı ve kucağımdan inmedi.

Akşam uykusuna saat 20.00'de yatmasına rağmen, saat 21.30 olmuştu hala uyumamıştı, sevinçten... Gece birlikte uyuduk, minicik beline sarılarak. Sabaha kadar kaç kez uyandı hatırlamıyorum, mutluluktan mı, yoksa beraber yattığımız için rahat edemedimi acaba bilmiyorum.

Pazar günü öğlen uykusuna yattığı zaman, uykusunda öperek ayrıldım. Yine dayanamadı benim gözyaşlarım ayrılığına, yokluğuna... Süzülüverdi seni usulca öperken yanağımdan.
Bu yazıyı yazarken bile düğümlendi kelimeler boğazımda.
Allah başka ayrılıklar vermesin canım bebeğim.

03 Ağustos 2009 Pazartesi

1.5


Nazlı bebeğim 1.5 yaşında..!

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Nazlı yaylada


Hafta sonu yayladaydık.


Geçen yıl Eylül ayında gitmişiz, üzümler o zaman tam yemelikti.
.
Nazlı 1 hafta yaylada kalacak, ayrılık zor oldu benim için... Bakalım günler sensiz nasıl geçecek Nazlı bebeğim...!
.